Sunu1-14-1200x675.jpg

Mart 17, 2021

18.05.2005 tarihinde kurulan ve ilk Yönetim Kurulu Toplantısını 01.06.2005 ve 100. Yönetim Kurulu Toplantısını ise 11 Ağustos 2014 tarihinde gerçekleştiren Derneğimiz 9 Mart 2021 tarihinde 200. Yönetim Kurulu toplantısını gerçekleştirmiştir. Kurulduğu günden bu yana Kompozit Sektörü paydaşlarının desteği ile referans kurum olma niteliğine kavuşan derneğimizin daha nice başarılı çalışmalar ve Yönetim Kurulu toplantıları gerçekleştirmesini dileriz.

Sunu1-12-1200x675.jpg

Mart 17, 2021

Derneğimizin Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Barış Pakiş, Kompozit Sektöründeki Gelişmeler ve Gelecek Beklentileri hakkında kimya sektörünün tek youtube kanalı olan Turkchem TV’de Kompozit Sektörü Programına katılmıştır. Sayın Pakiş, pandemi sürecini, kompozit sektörünün bugünü ve geleceğini değerlendirirken, Derneğimizin üniversite-sanayi iş birliği kapsamında gerçekleştirdiği çalışmalardan da bahsetmiştir. Programı izlemek için aşağıdaki linke tıklayınız.

Link

Image

 

Sunu1-11-1200x675.jpg

Mart 16, 2021

“2021 Türkiye Kimya Sektör Şurası”, 12 Mart 2021 tarihinde Kimya Sektör Platformu (KSP) 17. Dönem Başkanı ve İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister’in ev sahipliğinde dijital platformda yapılan açılış konuşmalarıyla başlayarak,12-13 Mart 2021 tarihlerinde gerçekleştirilen oturumlardan sonra sona ermiştir.

İki yılda bir düzenlenen Türkiye Kimya Sektör Şurası, Kimya İhracatçı Birlikleri başta olmak üzere aralarında Kompozit Sanayicileri Derneğimizin de bulunduğu sendika, oda, federasyon, vakıf, dernekler ve üniversitelerle birlikte sektörün önde gelen 36 kurumunu bir araya getiren Kimya Sektör Platformu tarafından gerçekleştirilmiştir.

Bu yıl, 12-13 Mart 2021 tarihlerinde kimya sanayinin nabzının tutulduğu 2021 Türkiye Kimya Sektör Şurası’nın açılış konuşmaları, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, T.C. Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle, Kimya Sektör Platformu (KSP) Başkanı ve İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister tarafından gerçekleştirilmiştir. Ayrıca ilk gün gerçekleştirilen oturumlarda T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Rıza Tuna Turagay ve T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Gonca Yılmaz Batur da panelist olarak yer almışlardır.

Açılış konuşmaları sonrası TOBB Kimya Sanayi Meclisi Başkanı Timur Erk, Türkiye Kimya, Petrol, Lastik Ve Plastik Sanayi İşverenleri Sendikası Başkanı Levent Kocagül, Türkiye Kimya Derneği Başkanı Prof. Dr. Bahattin Yalçın, Plastik Sanayicileri Federasyonu Başkanı Ömer Karadeniz, Plastik Sanayicileri Derneği Başkanı Selçuk Gülsün, Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı Başkanı Yavuz Eroğlu, Fleksibıl Ambalaj Sanayicileri Derneği Başkanı Fahri Özer, Ambalaj Sanayicileri Derneği Başkanı Mustafa Zeki Sarıbekir, Kauçuk Derneği Başkan Yardımcısı Fahriye Yüksel, Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği Başkanı Haluk Erceber, Türkiye İlaç Sanayi Derneği Başkanı Hasan Ulusoy, Türkiye Sağlık Endüstrisi İşverenleri Sendikası Başkanı Metin Demir, Boya Sanayicileri Derneği Başkanı Mehmet Akın Akçalı, Madeni Yağ, Petrol Ürünleri Sanayicileri Derneği Başkanı Tayfun Koçak, Kompozit Sanayicileri Derneği Başkanı Barış Pakiş, Kozmetik ve Temizlik Ürünleri Sanayicileri Derneği Başkanı Ahmet Gündoğdu Pura ve Aerosol Sanayicileri Derneği Başkanı S. Özgür Öztürk sektörün sorun ve çözüm önerilerini dile getirmişlerdir.

Image

T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, yaptığı konuşmada Covid-19 salgınının ekonomi, üretim ve tedarik zincirleri üzerindeki etkilerine değinerek, bu dönemde birçok sektöre girdi sağlayan kimya sektörünün de öneminin arttığını söylemiştir. Küresel ekonomideki gelişmelerden Türkiye’nin de etkilendiğine ancak uygulanan yerinde ve etkin politikalarla ülkeyi dünya genelinden pozitif ayrıştırmayı başardıklarına dikkati çeken Varank, “Ülkemiz geçen yıl yüzde 1,8 büyümeyle Çin’in ardından en yüksek büyüme kaydeden ikinci G-20 ülkesi oldu. Ülkemizin bu dönemde ortaya koyduğu başarıda en önemli pay sahiplerinden biri de imalat sanayimiz. Pandemiye rağmen sanayi sektörü son bir yılda 337 bin ilave istihdam oluşturdu. Sanayi üretim endeksi verilerine göre Ocak ayı Sanayi üretimimiz beklentileri oldukça aşarak geçen yılın aynı ayına göre yüzde 11.4 bir önceki aya göre ise yüzde 1 arttı. Bu verilerle Ocak ayında da yıllık bazda sanayi üretimini en çok artıran G20 ülkelerinden biri olduk. Yeni yatırım taleplerinde kayda değer bir artış var. Cumhurbaşkanımızın bugün açıklayacağı Ekonomik Reform Paketi ile Türkiye’deki yatırım ortamını çok daha cazip hale getireceğiz” demiştir. Kimya sektörünün imalat sanayinin kilit sektörlerinden birisi olduğunu vurgulayan Varank şunları söylemiştir: “Sektör 2009-2019 yıllarında girişim sayısı, üretim ve istihdam bakımından her yıl üzerine koyarak büyüyor. Sektördeki üretimin yaklaşık yüzde 77’si kendi içinde ve diğer sektörlerde girdi olarak kullanılıyor. Geleneksel endüstrilerin yanında geleceğe yön veren sektörlere de kritik hammadde ve ara ürünler sağlıyor. Bu açıdan bakınca kimya sektörü için ekonomimizin harcı dersek herhalde yanlış olmaz. Sektörün kritik önemine rağmen yüksek oranda dışa bağımlı olduğunu ve bu alanda her yıl yaklaşık 20 milyar dolar dış ticaret açığı verildiğini görüyoruz. Bunun nedenleri, üretimde ham petrol ya da doğal gaz gibi hidrokarbon kaynaklarına ihtiyaç duyulması ve ülkedeki petrokimya üretiminin yetersizliğinden kaynaklanıyor. Bakanlık olarak sektördeki açığın ve potansiyelin farkındayız ve bu nedenle kimya sektörünü öncelikli alanlardan biri olarak belirledik. Sektörün gelişimi için teşvik ve destek sistemimizi seferber ettik. Kritik ürünlerin yurt içinde üretimini desteklemek üzere endüstri bölgeleri kuruyoruz. Yatırım yeri, kolaylaştırıcı süreçler ve cazip destek imkanlarıyla başta petrokimya olmak üzere büyük ölçekli yatırımların yapılmasını teşvik ediyoruz. Onay verdiğimiz 22 endüstri bölgesinin 6’sı kimya sektörüne hizmet ediyor. Bu bölgelerdeki yatırımlar tamamlandığında cari dengemize yıllık 3 milyar doların üzerinde katkı sağlanacak.” Kimya sektörünün kümelenmeye de uygun olduğunu belirten Varank, kimya ihtisas OSB’leri kurduklarını, İzmir-Aliağa, Kocaeli-Gebze, Yalova ve İstanbul-Tuzla kimya ihtisas OSB’lerinin başarılı sonuçlar verdiğini anlatmıştır.

Kimya sektörü için 2012’den bugüne kadar 3 bin 691 teşvik belgesi düzenlediklerini ifade eden Varank, bu yatırımların değerinin 96 milyar liranın üzerinde olduğunu bildirmiştir. Varank, kalkınma ajansları, TÜBİTAK ve KOSGEB aracılığıyla sektöre sağladıkları destekleri de sözlerine ilave etmiştir.

Şura’ya video konferans mesajı ile katılan T.C. Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan mesajında, ülkemizin en stratejik sektörleri arasında yer alan kimya sektörüyle ilgili böylesine kapsamlı ve örnek bir sektör şurası düzenleniyor olmasından büyük memnuniyet duyduğunu belirtmiştir. Ülke olarak hedeflerimize ulaşmak için yatırımı, üretimi ve ihracatı en önemli en öncelikli memleket meseleleri arasında gördüklerini kaydeden Pekcan, şöyle konuşmuştur: “Sektörler bazında planlı ve programlı hareket etmemiz son derece önem taşıyor. Bugünkü Şura’nın sektörümüzün dinamiklerini hep birlikte masaya yatırmak, hedeflerimizi gözden geçirmek ve geleceği planlamak adına eşsiz bir fırsat sunduğunu değerlendiriyorum. Bildiğiniz üzere 2019 yılı Ağustos ayında İhracat Ana Planımızı açıklamış, kimya sektörümüzü de 5 hedef sektörden birisi olarak belirlemiştik. Bunun akabinde de hep birlikte kimya sektör stratejisi çalıştayımızı gerçekleştirmiştik. Bu çalıştay sonrasında çalıştay çıktılarının takibi, politika önerilerinin ele alınması ve uygulaması amacıyla çalışma grubumuzu tesis ettik. Çalışma grubumuz Bakanlığımızın ilgili birimleri ve İKMİB öncülüğünde teknik düzeyde düzenli ve sık aralıklarla online toplantılar gerçekleştirmişlerdir. Bundan sonra da siz değerli sektör temsilcilerimizin katkılarıyla, sizlerin sayesinde sektörümüzün planlı programlı, ayakları yere basan stratejiler çerçevesinde ilerleyeceğine olan güvenimiz tamdır. Biz de Ticaret Bakanlığı olarak sizlerin yanında olmaya, bu yolu sizlerle birlikte yürümeye devam edeceğiz.” Markalaşma açısından kapsamlı bir destek programı olan TURQUALITY kapsamında, kimya sektöründen halihazırda 54 firmayı desteklediklerini hatırlatan Pekcan, “Bu vesileyle bir kez daha tüm sektör firmalarımızı, ihracatta sağladığımız devlet desteklerinden, Türk Eximbank finansman imkanlarından ve geçtiğimiz ağustos ayında hizmete aldığımız, firmalarımıza kapsamlı bir dijital danışmanlık hizmeti sağlayan Kolay İhracat Platformu gibi imkanlardan yararlanmaya davet ediyorum” demiştir.

Image

Şura’da konuşan Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle ise, bu yıl rekorla geçen Ocak ayı ihracatının ardından, Şubat ayını da 16 milyar 12 milyon dolarlık aylık ihracat rekoruyla kapattıklarını belirterek, “Gözümüzü diktiğimiz yüksek hedeflere ülkemizi taşımak için her sektör her ürün ayrı bir önem taşıyor. İhracatçı Birliklerimizi “Birlikten kuvvet doğar” şiarımızı yansıtan değerli kurumlar olarak görüyoruz. Türk kimya sanayisinin ürettiği ürünlerin yüzde 77’si diğer sektörlerde ara mal veya hammadde olarak kullanıyor. Kimya sektörü, bu vasfıyla diğer sektörlerimiz için de bir itici güç konumunda. Bir yandan ülkemizin ihtiyaç duyduğu ara malları temin ederek ithalatı azaltan sektörümüzün temsilcileri, ihracatta kaydettiğimiz başarıların da en büyük mimarları arasında yer alıyor. 2021 Ocak-Şubat döneminde kimyevi maddeler ve mamulleri sektörü ihracatımız yüzde 4,6 artışla 3 milyar 315 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dünyanın dört bir yanındaki ülkelere sektörümüzün ihracatının artması kimyevi madde ve mamulleri sektöründe Türkiye’nin dünya markası olduğunun önemli bir göstergesidir” demiştir. Gülle, “Pandemiyle beraber küresel tedarik zincirlerinde yaşanan sorunlar, hammadde fiyatlarına yukarı yönlü baskı uyguluyor. İnşallah, Türkiye Kimya Şurası sanayici ve ihracatçılarımızı, maruz kaldıkları sorunlara karşı daha güçlü hale getirecek, sektörümüzde yaşanan müşterek sorunlara çözümler bulunmasına, üretim ve ihracatımızın artmasına vesile olacaktır” diye konuşmuştur.

Şura’nın açılış konuşmasını gerçekleştiren Kimya Sektör Platformu (KSP) Başkanı ve İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, KSP’nin 2004 yılında, kimya sektörünün bütün taraflarını tek bir masa etrafında toplayarak, sektöre ait sorunların ve çözüm önerilerinin görüşülmesi, ulusal ve küresel ölçekte, sektörün bilimsel ve ekonomik ölçeğinin geliştirilmesi amacıyla kurulduğunu ve İKMİB’in 17’inci dönem başkanlığını yürüttüğünü söylemiştir. Gıda, savunma, enerji/madencilik ve kimya olarak bir ülkenin 4 ana stratejik sektörü bulunduğuna dikkat çeken Pelister şöyle devam etmiştir: “Tüm diğer stratejik sektörlerin içerisinde de kimya bulunuyor. Bu noktada sektörümüzün yatırım ihtiyacının katma değer üreten yüksek teknolojiye dayalı alanlarda gerçekleşmesi, hammadde ihtiyacımızın mümkün olduğunca yerlileşmesi ve bu sayede dışa bağımlılığımızı azaltarak, sanayi ve ticaret hamlelerimizi artırabiliriz. Bütün çabamız mümkün olduğunca yüksek teknolojiye dayalı ‘yerli ve milli’ bir kimya sanayi tesis etmektir. Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programına kimya sektörümüzün de dahil edilmesini mutlulukla karşılıyor, başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere Sayın Sanayi ve Teknoloji Bakanımız, Sayın Ticaret Bakanımız ve emeği geçen herkese şükranlarımızı arz ediyoruz.” Endüstriyel ve ekonomik olarak daha ileride olan ülkelere bakıldığında, kimya sektöründeki teknolojik ve bilimsel gelişmelerin topyekûn bir ülke stratejisi haline getirildiğini gözlemlediklerini vurgulayan Pelister, “Biz kimya sektörü olarak devletimizin de desteği ile kamu-üniversite-özel sektör birlikteliğinde ‘Ulusal Kimya Ajansı’ kurulması ve en üst seviyelerde devletimizin sektörümüze ciddi destekler vermesi gerekliliğini savunuyoruz. Belki dünyada ilk olarak, ‘Kimya Teknoloji Vadisi’ kurmalıyız da diyebilirim. Bunun ilk adımı olarak İKMİB’imiz önderliği ve katkısı, Kimya Sektör Platformu paydaşlarımızın desteği ile Kimya Teknoloji Merkezi projemizi hayata geçirmeye başladık. Projemizin daha büyük ekonomik ve bilimsel gelişmelere temel olması açısından Ulusal Kimya Ajansı’nın büyük fayda getireceğini düşünüyoruz” demiştir.

Kamu, özel sektör, STK kuruluşlarından temsilciler ile akademi üyesi konuşmacı ve davetlilerin katıldığı 2021 Türkiye Kimya Sektör Şurası’nda iki gün boyunca yapılacak 7 oturumda sektörün bugünü ve geleceği masaya yatırıldı.

İlk gün, açılış konuşmaları ardından kimya sektör dernekleri ve vakıf başkanlarının ele aldığı sektörel sorun ve çözüm önerileriyle devam eden Şura’da, Prof. Dr. Emre Alkin’in moderatörlüğünü yürüttüğü ilk oturumda pandeminin dünya ve Türkiye kimya sektörüne etkileri ve gelecek beklentileri değerlendirilmiştir. Dünya Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın moderatörlüğünü yürüttüğü ikinci oturumda Türk kimya sanayinin yatırım ihtiyacı ele alınırken, İMMİB Genel Sekreteri Dr. S. Armağan Vurdu’nun moderatörlüğünü yaptığı üçüncü oturumda, kimya sektörünün dış ticareti, finansmanı, lojistiği ve dijitalleşmesi konuları konuşulmuştur. Bloomberg HT Londra Temsilcisi Cüneyt Başaran’ın moderatörlüğünü yaptığı ve Gümrük Birliği’nin revizyonu ve ticaret anlaşmalarının kimya sektörüne etkileri konusunun tartışıldığı dördüncü oturum ile Şura’nın ilk günü sona ermiştir.

İKMİB Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Faik Bitlis’in moderatörlüğünü yaptığı “Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın Kimya Sektörüne Etkileri” başlıklı beşinci oturum 13 Mart Cumartesi günü 10:30’da başlamıştır. Ardından saat 11:45’te İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi; Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu moderatörlüğünde “Kimya sektöründe Sürdürülebilirlik Yönetimi” konu başlıklı altıncı oturum ve son olarak 13:30’da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Gürkaynak’ın moderatörlüğünü yaptığı, kimya sanayi ile üniversite iş birliği konusunun ele alındığı yedinci oturum gerçekleştirilmiştir.

Böylece İKMİB’in dönem Başkanlığını yürüttüğü Kimya Sektör Platformu’nun çatısı altında heyecanla gerçekleştirilen ve iki gün süren Kimya Sektör Şurası büyük bir ilgi ve başarıyla tamamlanmıştır. Şûranın Ülkemize ve sektörümüze hayırlı olmasını temenni ederiz.

Gorsel-Template-35-1200x675.jpg

Mart 8, 2021

Çoğu inşaat firması 2020’nin sona ermesini sevinçle karşılıyor. Bir yandan da 2021’in fırsatlar mı, yoksa devam eden zorluklar mı getireceği konusunda belirsizlikler devam ediyor.

İlk bakışta inşaat sektörünün 2020’yi nispeten iyi bir şekilde atlattığı söylenebilir. 1 Aralık 2020 tarihli İstatistik Ofisi raporuna göre, mevsimsellikten arındırılmış rakamlar üzerinden değerlendirildiğinde, tamamlanan inşaatların değeri Ekim ve Şubat aylarında neredeyse aynı düzeydeydi. Ancak bu görünüşün altında bazı farklılıklar da kendilerini hissettiriyor. Gerek müstakil gerekse daha büyük konut inşaatları ve ev sahibinin kendi evinde yaptığı tadilat ve geliştirme faaliyetlerine ayrılan konut yapım harcamalarında %7’lik bir artış görülürken, özel sektöre ait konut-dışı yapılara yönelik harcamalar %6, kamuya ait mevcut projelere yönelik harcamalar da %2 geriledi.

Pandemiden çok önce başlamış olan kamu projeleri tamamlandıkça 2021’de kamu harcamalarının daha da düşmesi bekleniyor. Özel sektörün konut dışı yapılara yönelik inşaat harcamalarının da en azından yılın ilk yarısında daha da gerilemesi öngörülüyor.

Tüm yapı maliklerinin gelirlerinde yaşadıkları düşüşler inşaata ayırabilecekleri bütçe ve finansmanı ve diğer olanakları sınırlamaktadır. Genişletme ve modernizasyon planları yapan işletmeler, gelir getirecek binalara yatırım yapan gruplar ve bu tür yapıların geliştiricileri, üniversiteler ve kar amacı gütmeyen diğer kuruluşlar, devlet ve yerel yönetimler bu tür aktörler arasında sayılabilir. Yapı maliklerinin bazıları faaliyetlerini tümüyle durdurmak durumunda kalırken bir çoğu da planladıkları genişletme projelerine olan talebin kaybolduğunu, veya en iyi ihtimalle belirsizleştiğini görecek ve 2021’de inşaata başlamaya çekinecektir.

Kısa vadede konut dışında yalnızca az sayıda niş projeye talebin net olduğu söyleyebilir. Bunlar arasında mevcut yapılarda koronavirüsün gerektirdiği değişiklikleri yapmaya yönelik projeler ya da yeni bir kullanıcı veya kiracının yapıyı devralmasıyla bağlantılı renovasyonlar sayılabilir. Konut müşterilerine yakın dağıtım tesislerinden oluşan “son halka” niteliğindeki yapılara olan talep de, tıpkı veri merkezlerine olan talep gibi güçlü seyredecektir. Hastaneler dışında tıbbi hizmetler, izleme ve test işlemleri için daha fazla tesis ve bakımevi yapımı da ihtiyaçlar arasındadır. Bazı üreticiler de belirli ürünlere olan talepteki artışı karşılayabilmek için ek kapasite temin etmek isteyebileceklerdir. Bir yandan da kısmen yeni inşaata açılan alanlarda gerçekleştirilen konut yapımındaki artış da bunlarla bağlantılı altyapı unsurlarında, perakende ve tüketici hizmetleri yapılarında ve yerelde hizmet veren kamu kurumlarının tesislerinde de belirli bir ivmeyi gerektirecektir.

Ancak bir yandan da devletin ve yerel yönetimlerin bütçelerini dengeli tutabilme çabaları altyapı ve yeni kamu binaları inşaatına ayırdıkları kaynakları sınırlayacaktır. Zira vergi ve kamu hizmetlerinin kullanımı kapsamında uygulanan harç tahsilatlarındaki düşüşler ve pandemiyle ilgili olarak bütçede öngörülmemiş harcamalar ciddi sorunlar yaratabilecektir. Devletin genel anlamda yerel yönetimlerin, özellikle de yol, taşımacılık ve havaalanı işletmelerinin maruz kalabildiği ciddi gelir kayıplarını tazmin etmek ve altyapı çalışmaları için ciddi kaynak ayırmak gibi tedbirlere başvurması durumunda 2021’in getireceği tablo biraz daha parlak olabilir. Ancak kurumlara kaynakların aktarım sürecinin uzun sürmesi, ihalelerde tasarım, teklif ve değerlendirme süreçlerinin zaman alması, ihaleyi alan yüklenicinin ekipman, malzeme ve işçi tedarik ve uygulama çalışmalarının uzun vadeye yayılacak olması bu konulardaki harcamaların büyük ölçüde 2021’den sonraya kalması anlamına gelecektir.

Okul inşaatı ise bu bağlamda kısmen istisna olarak görülebilir. Bunlara yönelik kaynaklar genellikle emlak vergisinden sağlandığı için, ve emlak vergileri de katma değer vergileri ya da gelir vergileri gibi, ya da yol kullanım ücretlerinden elde edilen gelirler gibi düşmediği için bu alandaki finansmanda sıkıntı yaşanması öngörülmemektedir. Yolcu ya da araç sayısındaki değişimlerin aksine, virüs tehlikesinin geçmesi sonrasında okullara güvenle dönebilecek öğrenci sayısında bir düşüş görülmemiştir. Başka yere taşınan aile sayısı arttıkça yeni ya da en azından onarım veya genişletmeden geçmiş okullara olan talep de artacaktır.

Pandemi bir yandan da zaten zor bulunan yerinde üretim yapabilecek kalifiye işgücünü temin süreçlerinde yeni güçlükler doğurmuştur. Kompozit malzeme ve ürünlerin yerinde üretimin yerini alabilecek ya da daha küçük veyahut daha az kalifiye ekiplerce daha hızlı montajı mümkün kılabilecek alternatifler sunabildiği ölçüde, ürünler daha pahalı bile olsa kompozitlere olan talepte bir artış görülecektir.

Dolayısıyla 2021’in müteahhitler ve yapı sektörü için zorlu bir yıl olması muhtemeldir. Yine de yapı sektörüne giriş yapmak isteyen kompozit üreticileri için bir dönüm noktası olabilmesi de muhtemeldir.

Not:  Bu yazı Composites Manufacturing Dergisinin Winter 2021 sayısından Türkçe’ye çevrilmiş ve Associated General Contractors of America Baş Ekonomisti Mr. Ken Simonson tarafından hazırlanmıştır.

Sunu1-3-1200x675.jpg

Mart 8, 2021

Türkiye Plastik, Kauçuk ve Kompozit Sanayi Meclisi toplantısı videokonferans aracılığıyla 18 Şubat Perşembe günü saat 13.30-17.30 aralığında aşağıdaki gündem maddeleriyle gerçekleştirilmiştir.

Gündem:

1. Hammadde fiyatlarındaki astronomik artışların plastik, kauçuk ve kompozit sanayi üretimine etkileri ve çözüm önerileri

2. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle yeni açıklanan YEKDEM fiyatlarının sanayiye etkisi

Sunu1-2-1200x675.jpg

Mart 8, 2021

İstanbul Sanayi Platformu kuruluş çalışmaları kapsamında İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkan Danışmanı ve İstanbul Sanayi Platformu Koordinatörü Dr. Mehmet Çakılcıoğlu Başkanlığında, İBB Meclis Üyesi Sayın Nuri Aslan, İBB İş Dünyası Koordinatörü Sayın Deniz Mazıcıoğlu ve İBB İş Dünyası Sekreteri Sayın Nazlı Ceren Sual katılımlarıyla aralarında Derneğimizin de bulunduğu Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği (TKSD), Madeni Yağ ve Petrol Ürünleri Sanayicileri Derneği (MAPESAD), Aerosol Sanayicileri Derneği (ASAD), Türkiye Likit Petrol Gazı Derneği (TLPGDER) vb. derneklerin temsilcilerinin katıldığı, 17 Şubat 2021 tarihinde çevrimiçi olarak gerçekleştirilen toplantıda ‘Kimyevi ve Petrol Ürünleri Sanayi’ ile Platformun kuruluşu konusunda odak grup toplantısı gerçekleştirilmiştir.

Gorsel-Template-35-1200x675.jpg

Mart 4, 2021

Havacılık ve uzay sektörü geride kalan iki yıllık dönemde art arda gelen bir dizi gelişmeden ciddi biçimde etkilenmiştir. Bunların ilki Boeing 737 Max’ın uçuş güvenliği gerekçesiyle uçuşunun yasaklanması, ikincisi de COVID-19 pandemisidir. 18 Kasım 2020’de FAA Yöneticisi Steve Dickson, 13 Mart 2019’da Boeing 737 Max için verilen uçuş yasağı kararını kaldırmıştır. Ancak geçen 18 aylık dönem sektör için yine de zorlu bir zaman dilimi olmuştur. COVID-19 pandemisi sırasında Boeing ve Airbus bir yandan da tesis ve fabrikalarını geçici olarak kapatmak zorunda kalmıştır. Beklendiği üzere hem Boeing hem de Airbus üretim rakamlarındaki ciddi azalma ve düşen sipariş rakamları karşısında sıkıntılar çekmektedir. (Bkz. Şekil 1.)

Şekil 1: Ticari Uçak Teslimatları

Image

Havacılık ve uzay sektörünün toparlanmasında inovasyonun beraberinde getirdiği teknoloji çözümleri başarının anahtarı olacaktır. Bilgisayarların gücünden yararlanan projeler havacılık ve uzay sektöründe kompozit üretiminin itici gücü olmaya devam etmektedir. Bunlar arasında, birbirinden çok farklı model çerçeveleri arasında veri akışından yararlanan bütünleşik işlemsel materyal mühendisliği (ICME), dijital ikizleri mümkün kılan dijital imalat, ve 3D baskı ile üretilen parçaların sağlamlığının belgelenmesine yönelik giderek artan gereksinimi karşılamak için analitik istatistikten yararlanılması sayılabilir.

ICME ile havacılık ve uzay sektöründe faaliyet gösteren üreticiler, müşterileri ve paydaşları da dâhil olmak üzere kurumların tümünü kapsayan çerçevelerin esnekliğinin ve hızlı tepki verebilmesinin faydasını görmeye başlamıştır. Bu çerçeveler arasında bağlantı kurmaya yönelik veri akışına odaklanmak teoride kurumların her kademesinde uygulamaya konulabilen yapılar ekseninde üzerinden eyleme geçilebilen bilgi ve performans ölçütleri sunmaktadır. Artan karmaşıklık düzeylerinde bu eski yapılı şirketler küçük ölçekli ve “saf teknolojiye dayalı” yeni şirketlerin kritik rolünü bu yapıların etkisi hissedilmeden beş ila 15 yıl önce fark edebilmektedir. Bu durum özellikle malzeme tedarikçileri için geçerlidir. Zira bu şirketlerde kayda değer ar-ge çalışmaları çoğu zaman ileride sağlayacakları değer göz önünde bulundurularak devletçe teşvik edilmektedir.

Kompozitler, bileşenlerin, katkı maddelerinin ve bunların morfolojisinin gerek unsurlarının seçimi gerekse üretim sürecinde sayısız performans farkına neden olabildiği dijital ikiz yaklaşımları ya da modelleme ve analitik çalışmalarının itici gücü olmanın yanında bunlara değer de katabilen ideal materyal sistemleridir. Bu değer bilhassa hesaplamaların müşterinin talebindeki gerekler ile FAA sertifikasyonu arasında geçen süreyi ciddi ölçüde kısaltabildiği hallerde kendisini göstermektedir.

Yeni geliştirilen teknolojilerin Amerika Birleşik Devletlerinin modernizasyon öncelikleriyle kesişimi kendisini hipersonik uçuş, uzayda ekonomik çalışmalar ve siber güvenlik alanlarında kendisini hissettirmektedir. Özellikle sonuncu alan havacılık ve uzay tedarik zincirinin tümü açısından önemli güçlükleri beraberinde getirmektedir; zira bilgiyi koruma ihtiyacı öne çıkmaktadır. 30 Kasım 2020’den itibaren ABD Savunma Bakanlığı (DoD), DoD tedarik zincirinin tüm parçalarının mevcut siber güvenlik uyum durumlarını değerlendirerek rapor etmesini zorunlu tutan bir öz değerlendirme metodolojisini zorunlu tutan bir düzenlemeyi uygulamaya koymuştur. İnovasyon boyutunda ise devlet kurumları startup teknoloji geliştiriciler ile 1. kademe havacılık ve uzay şirketleri arasında işbirliğini teşvik etmeye devam ediyor. Bunlara bir örnek olarak, sanayi, akademi ve silahlı kuvvetler ekseninde bağlantılar kurmayı amaçlayan Hava Kuvvetlerinin AFWERX programı gösterilebilir.

Bu yeni teknolojiler açısından kritik önem taşıyan şeyse malzemeler alanındaki gelişmelerdir. Uzayda ses hızının 5 ila 20 katı arasındaki hızlarda, çok zorlu koşullarda dayanabilecek materyallere duyulan ihtiyaç katkı maddeleri kullanılarak üretilen seramik matrisli kompozitler konusundaki araştırma ve yatırımların da artmasına neden olmuştur. Havacılık ve uzay alanında daha güçlü bir biçimde konumlanabilmek için kompozit sektörü ICME iş akışlarını kullanarak modele dayalı seramik matrisli kompozitler tasarımında polimer ve metal matrisli kompozitlerden alınan derslerden yararlanabilir. Ayrıca bu alanlardaki uzmanlığı, belirli bir deney kapsamında alışılmış materyallerle karşılaştırma sağlamak üzere ikiye iki dikey tasarımlara dönüştürmek de yeni kompozit malzemelerin kullanımı ve üretim yaklaşımlarına duyulan güveni artırmaya yardımcı olacaktır.

Bu güne kadar temel ölçütler arasında ağırlığına kıyasla yüksek dayanıklılık, korozyona ve kimyasal etkenlere dayanıklılık gibi ölçütler yer alsa da, gezegenden çıkıp uzayda ekonomi oluşturmaya yönelik yeni yapı son derece sıcak ve soğuk ortamlarda da hayatta kalabilmeyi gerektirmektedir. Amerikan Havacılık ve Uzay Enstitüsü (AIAA), Standart Yönlendirme Komitesi (SSC) tarafından gerçekleştirilen çalışmalar gibi standart geliştirme çabalarına gönüllülük esasına dayalı olarak katkıda bulunmak da havacılık ve uzay alanındaki paydaşlar arasında test ve diğer faaliyetlerin normalizasyonuna katkıda bulunacaktır.

Sonuç olarak, havacılık ve uzayın geleceği, her zaman olduğundan daha fazla ölçüde inovasyon yeteneğine dayanmaktadır. Bu da devlet, birincil üreticiler, tedarik zincirleri ve yeni kurulan paydaşlar arasında bütünleşik bir yaklaşımla geliştirmeyi zorunlu kılacaktır. Tüm paydaşlar kurallara uyumla iş modelinin köklü dönüşümünü sağlayarak sektörde tekrar yükselişe geçiş arasında bir denge yakalamakta önemli bir rol oynayacaktır.

Not:  Bu yazı Composites Manufacturing Dergisinin Winter 2021 sayısından Türkçe’ye çevrilmiş ve Nanoventures Teknoloji Direktörü Dr. Dr. Terrisa Duenas tarafından hazırlanmıştır.

Gorsel-Template-35-1200x675.jpg

Mart 4, 2021

Karbon elyaf pazarı 2010’dan bu yana hızlı bir büyümeyle 40.000 ton seviyelerinden 2019’da 100.000 tonun üzerine ulaşmıştır. Bu dönemde düzgün ve kesintisiz bir büyüme eğrisiyle yıllık %10 ila 12 aralığında rakamlar görülmüştür. Ancak geçen yıl COVID-19 pandemisinin etkisiyle karbon elyaf dünyası neredeyse bir günde büyük bir dönüşüm yaşamıştır.

2020’de dünya genelinde karbon elyaf talebi, 2019’a kıyasla yalnızca %1 artışla yaklaşık 105.000 ton olarak gerçekleşmiştir. 2021’de de yalnızca %1’lik bir büyüme beklenmektedir. (Bkz. Şekil 1.) Talep eğrisindeki bu düzleşmeyi anlamak için COVID-19’un karbon elyaf dünyasını nasıl değiştirdiğine daha yakından bakmamız gerek.

Karbon elyaf pazarında büyümenin itici gücünü havacılık ve uzay, rüzgar enerjisi, spor ürünleri, denizcilik, otomotiv, basınçlı kaplar gibi bir dizi alandaki gelişmeler oluşturmaktaydı. 2020’ye kadar pazarın tüm bu segmentlerindeki ve sektörün genelindeki büyüme oranı nispeten sabit bir seyir izliyordu.

Şekil 1: Ton Cinsinden Karbon Elyaf Talebi

Image

2020’nin başında ülkeler sınırlarını kapattığında uluslararası uçuşlar da kesilince, uçak üreticilerinin üretimlerini yavaşlattığı bir ortamda karbon elyaf sektörü bir gecede itici gücünü kaybetmiş oldu. Havacılık ve uzay uygulamalarında karbon elyaf kullanımı sektörün genel hacminin %20’sinden fazlasını oluştururken değer açısından bu oran %40 düzeyindeydi. Ticari havacılık alanındaki yavaşlama karbon elyaf sektörüne ciddi bir darbe vurmuştur ve bu darbenin etkilerinin geçmesi ve COVID öncesi noktaya geri dönüş yıllar alacaktır.

Her ne kadar havacılık ve uzay sektöründen gelen haberler pek iyi değilse de, 2020’nin tümüyle bir felaket olduğu da söylenemez. Evden dışarı çıkmamayı, evden çalışmayı ve tatillerimizi de eve yakın yapmayı öğrendiğimiz bir dönemde bazı pazarların güçlü bir gelişme sağladığını belirtmek gerek. Spor malzemelerine olan talep 2020’de %30’dan %40’a çıkarken rüzgar enerjisi santrali inşaatları da planlandığı gibi devam etmiş ve bir önceki yıla göre %20’lik artış sergilemiştir.

2020’de son kullanım bazında karbon elyaf pazarına bakıldığında şu rakamlar ortaya çıkmaktadır:

•    Rüzgar enerjisi — %23

•    Havacılık ve uzay – %20

•    Spor malzemeleri (denizcilik dâhil) — %12

•    Otomotiv – %10

•    Basınçlı kaplar – %10

•    Enjeksiyon kalıplamalı plastiklerde ve diğer kısa elyaf uygulamalarında kullanım — %8

•    İnşaat ve altyapı – %8

•    Pazarın diğer segmentleri – %9

COVID öncesi dönemde olduğu gibi, yeni uygulama ve programlar hayata geçirildikçe karbon elyafın tüm pazar segmentlerinin büyük bir büyüme potansiyeli vardır. COVID-19’dan önce de karbon elyafı cazip kılan uzun vadeli megatrendlerde bir değişim söz konusu değildir. Karbon elyafın sunduğu avantajlar, yani sertlik, ağırlığına kıyasla yüksek sağlamlık performansı, korozyona dayanıklılık, elektrik iletkenliği ve daha niceleri bugün de geçerliliğini sürdürmektedir. Büyümenin gerçekleşmesi için karbon elyaf ve karbon elyaf takviyeli plastik (CFRP) parçaların teknik ve ekonomik avantajlarının ortaya konulması gerekmektedir.

Geldiğimiz noktada karbon elyafa olan talebi belirli sektör ve uygulamaların tetiklediğini, ve bunların da COVID’den çeşitli şekillerde etkilendiği görülmektedir. Havacılık ve uzay gibi daralma görülen sektörler karbon elyaf sektörünün 2020’de nispeten durağan bir seyir izlemesine ve 2021’de de fazla bir büyüme beklenmemesine neden olmuştur.

Ancak uzun vadede tablonun daha olumlu olduğunu da söylemek gerek. Bir iki yıl içerisinde karbon elyaf sektöründe bir kez daha bir önceki yıla kıyasla yüksek büyüme oranlarına dönüşü beklemek çok da abartılı olmaz.

Sektörün karbon elyaf üretebilme kapasitesine bakıldığında ise, önde gelen üreticilerin kapasitesinin 160.000 ton ile orta vadede talebi karşılamak için yeterli olduğu görülmektedir. Üstelik bir çok üreticinin de gelecekte artacak talebi karşılamak için yeni fabrikalar kurarak kapasitelerini artırmayı planladığı bilinmektedir.

Son olarak karbon elyaf sektörünün halen gelişiminin ilk aşamalarını yaşayan bir sektör olduğunu unutmamak gerek. Elle üretilen uçakların günde bir ila iki üretim hacminin olduğu herkesçe malumdur. Otomasyon kullanılmayan diğer uygulamaların da hacmi benzer seviyelerdedir. Öte yandan otomobiller seri üretime konudur ve her dakika bir otomobilin üretim hattından çıktığını görmek sürpriz değildir. Bugün karbon elyaf halen çoğunlukla düşük hacimli uygulamalarda kullanılmaktadır. Halen “seri üretim” uygulamalarında kendisini net bir biçimde ispat etmiş değildir. Elbette bunun da zamanı gelecektir. Ama ne zaman olacağını bilemiyoruz.

Özetle, COVID karbon elyaf sektörüne bir darbe vurmuşsa da, bunun etkileri geçici olacaktır. Bu olağanüstü yılda yaşananlara karşın gelecek karbon elyaf açısından ümit vericidir ve gelecek bir iki yılın getireceği gelişmeler heyecanla beklenmektedir.

Not:  Bu yazı Composites Manufacturing Dergisinin Winter 2021 sayısından Türkçe’ye çevrilmiş ve CarbConsult GmbH Mesul Müdürü, Mr. Daniel Pichler tarafından hazırlanmıştır.

Gorsel-Template-35-1200x675.jpg

Mart 2, 2021

Geride kalan sene bir çok sektörde ve hayatın bir çok boyutunda ciddi değişimler ve sarsıntıları da beraberinde getirmişti. Otomotiv ve kompozit sektörleri de bu değişimin dışında kalmadı ve tesirini daha uzun yıllar hissedeceğimiz COVID-19’dan ciddi bir biçimde etkilendi. Ancak, otomotiv sektöründe öngörülen toparlanma ışığında kompozit üreticileri için iyi haberler de yakında görünüyor. Tüm dünyada düzenleyici çerçevedeki değişimler ve elektrikli araçların yaygınlaşması da kompozit ve hafif malzemelerin otomotiv sektöründeki kullanımını artıracak gibi görünüyor.

COVID-19’la bağlantılı tesis kapanmaları 2020’de hafif araçlara olan talebi ciddi biçimde düşürdü. Üretim zincirinin parçalarının yılın ilk döneminde durma noktasına gelmesi malzeme talebini bir anda durdururken pandeminin bir yandan da dünyanın dört bir yanında yolcu taşımaya yönelik hafif araçlara yönelik talebi azalttığı açık. Her ne kadar üretim yaz aylarında yeniden başlasa ve talep de beklenenden hızlı bir toparlanma yaşasa da 2020’de global üretim rakamları önceki yıla kıyasla %20 gerilemiş oldu. Otomotiv uygulamalarında kullanım için satılan kompozit malzeme hacmi kıyas kabul etmez bir gerilemeyle yaklaşık 3,5 milyar libre düzeyine düştü.

Hafif araç üretimindeki toparlanmanınsa ancak tedrici olması ve bölgeden bölgeye önemli farklılıklar göstermesi öngörülüyor. Koronavirüs’ün etkilerinin ilk görüldüğü yer ve gelişmekte olan büyük bir pazar olan Çin’in 2017’deki rakamlara ancak 2022’de ulaşması bekleniyor. Avrupa Birliği ve Kuzey Amerika gibi halihazırda oturmuş piyasalarda ise araçlara olan talep pandemiden önce de yavaşlamaktaydı. Dolayısıyla buralarda 2017 rakamlarına 2025’e kadar dönülemeyeceği düşünülüyor. Pazardaki trende bağlı olarak talebi artıp azalan otomotiv emtialarının tedarikçileri açısından toparlanma süreci uzun ve yavaş bir süreç olacaktır.

Neyse ki bir çok kompozit malzeme emtia niteliğinde değildir ve maliyet, ağırlık ve performans açısından rakip malzemelere kıyasla sundukları değerden dolayı pazar payları artmaktadır. Hafif malzemelere olan talep karbon emisyonlarına ilişkin yasal düzenlemeler ve yakıt ekonomisi sağlama arzusundan dolayı pazardaki genel büyüme hızının üzerinde bir hızla artmaktadır. Avrupa’da karbondioksit emisyonu limitleri 2021-2030 döneminde %60’tan fazla bir oranla aşağı çekilecektir.

Amerika Birleşik Devletleri de Obama döneminde yakıt ekonomisi konusunda uygulamaya konulan ancak sonrasında askıya alınan standartlara tekrar bir göz atacaktır, ki bu da 2020-2025 döneminde araç filolarının yakıt ekonomisinde %23’lük bir gelişme kaydedilmesinin zorunlu tutulması demektir. Kompozitler gibi hafif malzemelerin kullanımı bir yandan tüketiciler açısından ürünlerin cazibesini korurken bir yandan da yasal düzenlemelerle getirilen şartları sağlamada orijinal ekipman üreticilerine yardımcı olabilir. Geçmişte uygulamaya konulan yakıt verimliliği düzenlemeleri 2008-2018 döneminde her yıl kompozitlerin araç kütlesindeki payının %2 artmasını sağlamıştı. Bu trend mevcut düzenleyici ortam ışığında muhtemelen devam edecektir.

Şekil 1: Hafif Araç Üretimi ve Otomotiv Sektöründeki Kompozit Malzemelere Bakış ve Karşılaştırmalı Performans Rakamları

Image

Ancak üreticilerin ciddi yakıt ekonomisi koşullarını sağlaması için hafif malzemeler tek başlarına yeterli değildir. Bunun sonucu olarak da otomobil üreticileri önümüzdeki yıllarda bir dizi elektrikli araç modelini piyasaya sürmeyi planlamaktadır. Bu çerçevede içten yanmalı motorların yanı sıra hibrit, aküye dayalı elektrikli ve yakıt hücreli araçların sayısında kayda değer artışlar görülecektir.

Elektrikli araçların sayısındaki artış, kompozitlerin akü kapları, hidrojen yakıt tankları ve hafiflik ve korozyona dayanıklılık niteliklerinin önemli olduğu diğer bileşenlerde kullanımı için fırsatları da beraberinde getirmektedir. Ayrıca bu yeni araçlar tasarlanırken parçaların konsolidasyonuna yönelik fırsatlar da değerlendirilebilir. Bu etkenler önümüzdeki on yıllık dönemde kompozitlerin araçların kütlesindeki payının daha da artmasını sağlayabilir ve 2023’e gelindiğinde otomotiv sektöründeki kompozitlerin toplam satış hacmini 2017’deki rakamların üzerine taşıyabilir.

Kompozit sektörünün büyüme potansiyeli araç üretimi ve otomotiv sektöründeki kompozitlerin hacmini 2017 yılını baz alan ve 2025’e kadar öngörülen talebi gösteren şekilde daha net bir biçimde ortaya çıkmaktadır. (Bkz. Şekil 1.) Kompozitlerin geçen on yıllık dönemde olduğu gibi her yıl pazarın büyümesinin %2 üzerinde bir büyüme hızı yakalaması durumunda, otomotiv sektöründeki kompozitlerin hacmi 2023’e gelindiğinde taban alınan rakamların üzerine çıkacaktır. Üstelik dünya genelinde otomotiv üretiminin 2017 düzeyine ancak 2025’te ulaşabileceğinin öngörülmesine rağmen.

2020 otomotiv sektörü ve kompozit üreticileri açısından zor bir yıl olsa da, otomotiv alanında kompozitlerin uzun vadede geleceği parlaktır. Sektör, maliyet, ağırlık ve performans açısından sunduğu ek değer sayesinde yakında 2017’de ulaşılan zirve noktasının da üzerine çıkacaktır.

Not: Bu yazı Composites Manufacturing Dergisinin Winter 2021 sayısından Türkçe’ye çevrilmiş ve Industrial Market Insight Başkanı, Mr. Marc Benevento tarafından hazırlanmıştır.

Gorsel-Template-35-1200x675.jpg

Mart 2, 2021

2020 kompozit sektöründeki firmalar açısından kriz yönetimiyle geçen bir yıl oldu. Bunun da nedeni nakit akışı ve talepte kriz yaratan, tedarik zincirinde kesintilere yol açan ve çalışan güvenliğini ön plana çıkaran COVID-19 idi. Geride kalan yıl zorlu bir yıl olsa da, 2021 için öngörüler daha iyimser duruyor.

ABD’de kompozit sektörü 2020’ye aslında iyi bir başlangıç yapmıştı ve 2019’dakine benzer bir büyüme trendinin sinyallerini veriyordu. Ancak Mart sonuna geldiğimizde yeni siparişlerin ertelendiğini ve bazen de iptal edildiklerini görmeye başladık. Yılın ikinci çeyreğinde, özellikle de Nisan ve Mayıs aylarında pandeminin etkisi zirveye ulaşmıştı ve bu da Büyük Buhran yıllarından beri yaşanan en büyük ve en derin ekonomik daralmayı doğurmuştu. Yaz aylarında 20 milyondan fazla kişi işinden olurken bir çok sektörde fabrikaların kapısına kilit vuruldu. Nakliye, inşaat ve denizcilik sektörleri en ciddi darbeyi alanlardı. Bu da ABD’de 2020’nin ikinci çeyreğinde, birinci çeyreğe kıyasla cam elyafına olan talepte %20’lik bir azalma demekti. COVID-19’un etkisi, 2020’nin ilk yarısında yavaş giden satışlar ve düşen kar marjlarında yansımasını bulmuş ve kompozit sektöründeki bir çok firmanın mali tablolarında kendisini göstermişti.

Ancak 2020’nin ikinci yarısı da ekonomide ve kompozit sektöründe görülen en hızlı toparlanmalardan birini beraberinde getirecekti. 2020’nin Temmuz ayından bu yana ABD’de kompozit sektörü, otomotiv, denizcilik ve inşaat başta olmak üzere son kullanıma yönelik sektörlerde ekonomiyi canlandırmaya yönelik programlar ve fabrikaların yeniden çalışmaya başlaması ile artan talebe yanıt vermeye çalışıyor. Bunun sonucunda da ABD’de cam elyafı pazarı 2020’nin üçüncü çeyreğinde ikinci çeyreğe kıyasla yaklaşık %23 büyüdü. 2020’nin dördüncü çeyreğinde de ABD’de cam elyafı pazarı hız kesmeden büyüdü ve Kasım ayında 2019’un Kasımına kıyasla %5 büyüme kaydedilmiş oldu.

2020’nin sonuna gelindiğinde ise cam elyafı pazarı yine de pandeminin etkisinden tam olarak kurtulamamıştı ve talebin 2019’daki 2,59 milyar libre rakamına kıyasla %6’lık düşüşle 2,44 milyar libreye düşmesi bekleniyordu. Koronavirüsün değer zincirleri üzerindeki etkisi öngörülemeyen bir seyir izliyordu ve otomotiv, boru ve depo, havacılık ve uzay ve denizcilik uygulamalarında ciddi düşüşler görülürken rüzgar enerjisi, elektrik-elektronik ve inşaat sektörlerinde artış yaşanıyordu.

Rüzgar enerjisi sektörü 2020’de özellikle göze çarpan bir noktaydı ve Mart ve Nisan’da tedarik zincirindeki sıkıntılardan, gümrüklerdeki problemler ve ülkelerin uygulamaya koyduğu kısıtlamalardan dolayı geçici bir yavaşlama yaşansa da çift haneli büyüme rakamları yakalanmıştı. Toplamda, yıl sonunda bitmesi öngörülen üretime yönelik vergi indiriminden yararlanmaya hak kazanmak isteyen rüzgar enerjisi santrali geliştiricilerin etkisiyle pazarın büyüdüğü görülmekte.

Cam elyafı sanayindeki arz-talep dinamikleri açısından kapasite kullanım oranı 2019’daki %91 düzeyinden 2020’de %83’e gerilemiştir. Global cam elyafı üretim kapasitesi 2020’de 12,8 milyar libre olarak gerçekleşmiştir. (Bkz. Şekil 1.) Lucintel 2021’de cam elyafı kapasite kullanım oranının 2019’daki düzeye tekrar geleceğini öngörmektedir.

COVID-19 bu alanda faaliyet gösteren firmaların yöneticilerini kompozit sektörünün geleceği hakkındaki öngörülerini gözden geçirmeye zorlamaktadır.

Şekil 1: Global Cam Elyafı Talebi ve Üretim Kapasitesi

Image

Bazı segmentlerde yavaş toparlanmanın yanında mevcut kapasite fazlası da dikkat çekmektedir. Örneğin havacılık ve uzay sanayinde ancak yavaş bir toparlanma beklenmektedir. Boeing CEO’su Dave Calhoun havayoluyla seyahatin COVID öncesi noktaya geri dönmesinin iki ila üç yıl alacağını öngörmektedir.

Bir yandan da tüketiciler arasında sürdürülebilirlik kaygılarının arttığı, ve bu durumun da sektördeki firmaları daha çevreci malzemeler hakkında düşünmeye, yenilenebilir enerji ve geri dönüşüm teknolojilerini malzeme ve kompozit parça üretiminde kullanmaya yönelttiği görülmektedir. Bunların yanında çoğu sektörde dijital teknolojilerin artan kullanımı da çalışmaları ve işgücünü bir dönüşüme sürüklemektedir.

Aralık ayında onaylanan yeni ekonomiye destek paketi ve koronavirüs aşısının da uygulanmaya başlaması sonrasında Lucintel 2021’in birinci ve ikinci çeyreğinin ABD’de cam elyafı sektöründe güçlü bir toparlanma beklemektedir. Otomotiv, konut, boru ve depo, elektrik-elektronik, tüketici ürünleri ve denizcilik sektörlerinde COVID krizi sonrasında gözlemlenen olumlu trendlerin rüzgarıyla cam elyafı pazarı 2021’de %8 ila 10 oranında büyüyerek 2019’daki talep düzeyine ulaşacak ya da bu düzeyi de geçecektir.

Not: Bu yazı Composites Manufacturing Dergisinin Winter 2021 sayısından Türkçe’ye çevrilmiş ve Lucintel CEO’su Dr. Sanjay Mazumdar tarafından hazırlanmıştır.

E-Bülten - Dergi Üyeliği

X